| |
 |
|
| |

|
ÖLÜM KIYAMET CEHENNEM
Ölüm sizi her an yakalayabilir.
Kimbilir o an, belki de şu andır ya da size çok yaklaşmıştır.
Belki de bu kitap, kendinize çeki düzen vermeniz için ölümünüzden önce size tanınmış son bir fırsat, son bir hatırlatma, son bir uyarıdır.
Siz bu kitabı okurken, bir saat sonra hayatta kalacağınızdan emin olamazsınız. Bir saat sonra hayatta olsanız, bir sonraki saate erişeceğinizin hiçbir garantisi yoktur. Saat değil bir dakika, hatta bir saniye sonra bile hayatta olacağınız kesin değildir. Bu kitabı sonuna kadar okuyup bitireceğinizin de hiçbir garantisi yoktur. Ölüm size, büyük bir ihtimalle, bir dakika öncesinde ölmeyi hiç aklınızdan geçirmediğiniz bir anda gelecektir.
Mutlaka öleceksiniz, tüm sevdikleriniz de -sizden önce ya da sonra- mutlaka ölecekler. Bundan 100 sene sonra dünya üzerinde tanıdığınız hiçbir canlı insan kalmayacak. |
|
| |
 |
|
| |

|
NİÇİN KENDİNİ KANDIRIYORSUN?
Dünya hayatında her insan doğar, büyür, eğitim görür, iş hayatına atılır. Evlenir, çocuk sahibi olur, para ve itibar kazanmak için çalışır, sonra çocuklarını evlendirir, torun sahibi olur. Bunların tümü elbette ki gerekli olan işlerdir. Ancak din ahlakından uzak toplumlarda yaşayan insanlar sadece bunlar gibi birkaç dünyevi amaç ve ideal için yaşarlar. Oysa dünya hayatı çok kısadır ve insanın dünyada bulunuşunun asıl amacı Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak için uğraşmaktır. Bu gerçeği unutup sadece dünyevi işlerle oyalananlar büyük bir yanılgı içindedirler ve kendilerini kandırmaktadırlar.
Her insan hiç ummadığı bir anda hayatın en büyük ve kaçınılmaz gerçeklerinden biriyle karşılacaktır. Ölüm vakti gelmiştir. Çevresinde birçok insanın ölümüne şahit olmuş, buna rağmen kendi ölümünü her zaman uzak görmüştür. Dünya için var gücüyle çalışmıştır ama ölümden sonrası için hiçbir hazırlığı yoktur.
Kendini kandıran insan, ölüm gibi gerçeklerden ve Allah'a karşı olan sorumluluklarındana kaçabileceğini zanneder. Oysa kendini kandırmak insanın kurtuluşu için bir çare değildir; aksine insanı, sonu cehennemle bitecek çıkmaz bir yola sürükler...
Bu kitapta insanların hayatları boyunca kendilerine kandırdıkları konular ve anlamazlıktan geldikleri gerçekler hatırlatılmakta ve bu yolun insanı nasıl bir zarara sürükleyeceği tarif edilmektedir. |
|
| |
 |
|
| |

|
MÜSLÜMANCA KONUŞMAK
İnsanın ağzından çıkan her kelime Kuran'ın "Asla; demekte olduğunu yazacağız ve onun için azapta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız. Onun söylemekte olduğuna Biz mirasçı olacağız; o Bize, 'yapayalnız tek başına' gelecektir." (Meryem Suresi, 80) ayetiyle bildirildiği gibi, Allah Katında yazılmaktadır. Dolayısıyla insanlar inandıkları her fikirden, akıllarından geçirdikleri her düşünceden, gösterdikleri her tavırdan sorumlu oldukları gibi, söyledikleri her sözden de sorumlu tutulacak ve ahirette buna göre bir karşılık alacaklardır.
Bu önemli gerçeğin en açık şekilde şuuruna varan ve bu ahlakı en güzel şekilde yaşayan kimseler ise hiç kuşkusuz ki 'müminler'dir. Müminler dünya hayatında Rabbimiz'e gönülden iman ederek Müslümanca yaşayan ve bunun bir gereği olarak da 'Müslümanca konuşan' kimselerdir.
Müslümanca konuşabilmek, ancak 'Allah'a ve Kuran'a teslim olmak'la mümkün olabilir. Kalbinde imanı, samimiyeti ve teslimiyeti yaşadıktan sonra, insana "nutku verip konuşturacak" olan Allah'tır. Allah ona 'Müslümanca konuşma'yı ilham edecek, onu en samimi, en hikmetli, en etkili ve en doğru şekilde konuşturacaktır. Kalbinde samimi iman olmadığı sürece, bir insan sadece sözlerine dikkat ederek bu samimi üslubu kazanamaz. Hayatın her anında Müslümanca konuşabilmek için, samimi imanı ve Allah korkusunu kalpte her an yaşamak gerekir. |
|
| |
 |
|
| |

|
TARİH BOYUNCA MÜSLAMANLARA ATILAN İFTİRALAR
İftira, çıkarları zedelenen, birine karşı düşmanlık ve kin besleyen, rekabet içinde olan, yalancı ve vicdansız insanların, karşılarındaki kişiye veya kişilere zarar vermek amacıyla başvurdukları çirkin yöntemlerden biridir. Din ahlakından uzak, Allah'ın emrettiği güzel ahlakı yaşamayan toplumlarda, insanların yaygın olarak başvurdukları karalama yöntemlerindendir.
Bu kitapta iftiranın, çok farklı bir amaçla kullanılan ve tarih boyunca belli çevrelerce miras gibi aktarılarak günümüze kadar ulaşan bir şekli konu edilmektedir. Burada üzerinde durulacak olan iftira, tarih boyunca dini inkar edenlerin iman edenlere maddi veya manevi zarar verebilmek amacıyla yönelttikleri iftiralardır.
Kuran'da, geçmişte, Allah'ın elçilerinin ve onlar gibi din ahlakına uymaya davet eden salih kişilerin tümüne menfaatperestlik, delilik, kendini beğenmişlik, hırsızlık, zina gibi iftiralar atıldığı açıklanmıştır. Allah'ın izniyle müminlere atılan her iftira boşa çıkmış, onlara zarar verememiştir. Bu mübarek insanlar da kendilerine yöneltilen iftiraları her zaman örnek bir sabır ve tevekkülle karşılamış, bu baskılara aldırış etmemiş, Allah'ın emrettiği ahlakı yaşamaya ve insanları da doğru yola davet etmeye devam etmişlerdir. |
|
| |
 |
|
| |

|
MÜNAFIĞIN SIRLARI
Çoğu insan için ’münafık’ kelimesi pek bir anlam ifade etmez. Bazıları ise kelimeyi halk dilindeki şekliyle, yani "ikiyüzlü" ya da "yalancı" anlamlarıyla bilir fakat Kuran’daki karşılığından haberdar değildir. Biraz dini bilgisi olanlar ise münafıkların, daha çok Peygamberimiz (sav) döneminde yaşamış inkarcı bir grup olduğunu düşünürler.
|
|
| |
 |
|
| |

|
MÜMİNLERİN MUTLULUĞU
Günümüzde pek çok insan bir türlü gerçek huzuru yakalayamadığından, onca çabaya, çalışmaya ve yorgunluğa rağmen bir türlü mutlu olamadığından şikayetçidir. Bu kişilerin aradıkları ve bulamadıkları en önemli şey mutluluktur. Böyle bir sonuçla karşılaşmalarının sebebi ise, mutluluğu yanlış yerde, yanlış kimselerde bulacaklarına inanmış olmalarıdır.
Kimisi için mutluluk, elde edeceği maddi zenginliktedir. Kimi insan içinse mutluluk, herkes tarafından tanınmak, herkesin sevdiği, beğendiği, peşinden koştuğu bir kişi olmaktır. Kimileri içinse mutluluk, yaşadığı sıkıntılı ve monoton hayattan biraz olsun kurtulmak, sorunlarını unutmaktır. Ancak tüm bu insanların elde ettikleri mutluluklar sahte ve geçicidir. Sadece yaşanılan o ana mahsustur; bu an bittiğinde duyulan mutluluk da sona erer ve kişi yine eski sıkıntılı hayatına geri döner.
Tüm insanların arayışı içinde oldukları gerçek mutluluğu bulabilmek ise aslında çok kolaydır. Ne var ki insanların pek çoğu kendilerini asıl mutluluğa ulaştıracak yolu gözardı etmektedirler. İşte bu kitapta gerçek mutluluğun kaynağının Allah'a teslim olmak, O'nun Kuran'da emrettiği güzel ahlakı yaşamak ve yaşatmak olduğu anlatılmaktadır.
| |
| |
 |
|
| |

|
MÜMİNLERİN MERHAMETİ
Etrafınızdaki insanlara "merhamet nedir?" diye sorduğunuzda veya "merhameti bana tarif eder misin?" dediğinizde birçok farklı cevap ve örnekle karşılaşırsınız. Kimi sokaktaki aç köpekleri doyuran komşusunun, hayatında gördüğü en merhametli insan olduğunu söyler. Kimi merhameti, kendisine hastayken bakan bir yakının gösterdiği ilgi ve yakınlığı örnek vererek tarif eder. Genellikle tarifler bu şekilde birbirine benzer. Halbuki bunların hiçbiri gerçek merhameti tam anlamıyla ifade edemez.
Gerçek merhametin kaynağı Allah sevgisidir. Allah'ı seven bir insan, O'nun yarattığı kullara ve varlıklara karşı, onları acizlik içinde yaratmış olmasından dolayı bir acıma ve merhamet hisseder. Başkalarının da bundan dolayı kendisine merhamet duyduğunu bilir. Kendisini yaratan Allah'a karşı duyduğu güçlü sevgi ve bağlılıktan dolayı Kuran'da emredilen doğrultuda
insanlara karşı güzel ahlaklı davranır.
Bu kitapta, müminlerin Allah sevgisine dayanan merhamet anlayışlarının nasıl olduğu, Kuran'ın emirleri ve Peygamberimiz (sav)’in sünneti doğrultusunda bu ahlakı hayatlarının her anında nasıl yaşadıkları ve kimlere karşı merhamet gösterdikleri anlatılmaktadır.
|
|
| |
 |
|
| |

|
MÜMİNLERİN CESARETİ
Dünyanın dört bir yanında süre giden zulmü, haksızlıkları, akıtılan kanları, yaşanan acıları gördüğünüz zaman, "ben tek başıma zulüm gören insanlar için ne yapabilirim?" diye düşünüyor olabilirsiniz. Ama herkesin böyle dediğini bir düşünün… Bu durumda yeryüzünde kötülüklere karşı iyiliği savunan tek bir kişi dahi kalmazdı. Oysa her dönemde iyiliği savunan insanlar olmuştur. Bu kişiler korkusuzca öne çıkmışlar, iyiliği yeryüzünde yerleştirmeye ve ayakta tutmaya çalışmışlardır. İşte bu kişilerin temel özellikleri Allah'tan korkmaları, vicdanlarının sesini dinlemeleri, son derece cesur ve atak davranmaları, sorumluluk almaktan korkmamalarıdır.
Dünyaya yayılmış olan zulüm ve haksızlıkların yerine iyiliği, güzelliği, adaleti yerleştirmek için gerekli olan en önemli şey, hak bilinen yolda 'cesur' adımlar atmaktır. Belki de "insanlara iyiliği tavsiye etmek için cesur olmaya ne gerek var?" diye düşünüyor olabilirsiniz. Oysa cesaret, kötülüğün yeryüzünden kaldırılmasını isteyen insanların en çok ihtiyaç duyacakları şeylerden biridir. Kuran'a dayalı gerçek cesaret, Kuran'ın sınırlarını bütünüyle ve kusursuzca korumada Allah'tan başka kimseden korkmadan ve çekinmeden kararlılık göstermek, hiçbir şart ve ortamda Kuran ahlakından taviz vermemektir. Bu kitapta, müminlerin Allah sevgisi, Allah korkusu ve Allah'ın rızasını kazanmaya yönelik samimi bir isteğe dayalı cesaretleri anlatılmaktadır.
|
|
| |
 |
|
| |

|
MÜMİNLERİN ASIL YURDU CENNET
Yeryüzündeki her insan, ölümünden sonra ahiret yaşamında sonsuz bir cennetin var olduğu bilgisine sahiptir. Cennete girmeye layık görülen her insan, nefsinin istediği herşeyi hazır bulacağı, mükafat ve nimetlerle karşılanacağı, sonsuza kadar güzellikle muhatap olacağı eşsiz bir mekanda yaşayacaktır.
Allah, Kuran'da insanlara eşsiz ve sınırsız güzellikleri ile muhteşem bir cennet yaşamı tarif etmiştir. Bu güzelliklerin sınırını bilmeyen, tarif edilen detayların farkında olmayan bir kimsenin, cenneti ve oradaki yaşamı gözünde canlandırması zor olabilir. Bu kitap ile amaçlanan, Allah'ın insanlara sunmuş olduğu ve büyük bir nimet olarak Kuran'da anlattığı cenneti insanlara tanıtmak, cennetteki güzelliklerden herkesi haberdar etmektir.
Cennette, insanlara, şu anki düşünce sınırlarını aşacak derecede güzel olan herşeyin verileceğini belirtmektir. Cennette, tüm eksikliklerden, acizliklerden uzak olacaklarını, sıkıntı ve hüznü tadmayacaklarını, asla pişmanlık duymayacaklarını hatırlatmaktır. Cennette, şu ana kadar görülmüş, bilinmiş her türlü güzelliğin ve nimetin çok daha üstününün var olduğunu, ayrıca Allah'tan bir ikram olarak henüz tanınmamış, görülmemiş nimetlerin de orada hazır bulundurulduğunu ve bunların yalnızca Allah'ın kendilerinden hoşnut olduğu insanlara sunulmakta olduğunu haber vermektir.
|
|
| |
 |
|
| |

|
MÜMİNİN 24 SAATİ
İnsanı dünyada ve ahirette en güzel ve en hayırlı sonuca ulaştıracak tek yol, Kuran ahlakını yaşaması, Kuran'da bildirilen öğüt ve hükümleri, hayatının her alanında uygulamasıdır.
Kuran ahlakına sarıldığı takdirde insanın en güzel yaşam biçimini elde edeceğini Rabbimiz bir ayette şöyle haber vermiştir:
Erkek olsun, kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97)
Kuran ahlakını yaşamak Allah'ın dilemesiyle insana, geniş bir bakış açısı, üstün bir akıl, doğruyu yanlıştan ayırt etme yeteneği ve olayları derinlemesine düşünebilme gücü kazandırır. Bu özelliklere sahip olmak ise, hayatın her anında kişiye önemli bir üstünlük ve kolaylık sağlar. Allah'a teslim olan ve Kuran ahlakını yaşayan bir insanın tüm tavırları, hareketleri, oturması, kalkması, yürümesi, olaylara bakış açısı, açıklamaları, yorumları ve zorluklar karşısında ürettiği çözümler diğer insanlarınkinden tamamen farklı olur.
Bu kitapta, insanların hemen her gün yaptıkları ve karşılaştıkları olaylar, Kuran ahlakına uygun bir yaşam süren Müslümanların bakış açısıyla incelenecektir. Müminlerin çeşitli günlük olaylar ve durumlarda nasıl davranmaları gerektiği ele alınacaktır. Amaç, inananların Kuran ahlakı sayesinde yaşadıkları güzel hayatı gözler önüne sermek; tüm insanları, üstün bir hayat sunan Kuran ahlakına davet etmektir.
|
|
| |
 |
|
| |

|
MUCİZELER ZİNCİRİ
Evrenimizi, içinde bulunduğumuz Samanyolu Galaksisi'ni, Güneş sistemimizi ve üzerinde yaşadığımız Dünya gezegenini kuşatan sayısız kanun, denge ve ölçü vardır. Bunların her biri, insan yaşamına olanak sağlayacak bir biçimde, özel olarak hesaplanmış ve düzenlenmiştir. Gerçekte, evrende insanoğlunun var olması ve yaşamını sürdürmesi için gereken şartların her biri, "tek tek" birer mucize niteliğindedir. Gereken milyonlarca şartın bir araya gelmesi ise uçsuz bucaksız bir "mucizeler zinciri" oluşturur. Bir şeyin mucize olması ise, elbette onun Allah Katından geldiğinin bir delilidir. Her karesi ayrı bir mucize olan evren de, çok açıktır ki onu eşsiz bir ilim, kudret ve sanatla var eden Yüce Allah'ın eseridir.
|
|
| |
 |
|
| |

|
MİLLİ BİRLİĞİN ÖNEMİ
Bir toplumu, yüzyüze geldiği engeller karşısında dirençli ve muzaffer kılan, o toplumu oluşturan bireyler arasındaki milli dayanışma ve birlik ruhudur. Bu birlik bağı, Büyük Önder Atatürk’ün "Biz milli mevcudiyetimizin temelini, milli birlikte ve milli şuurda görmekteyiz." sözüyle ifade ettiği gibi, bir milletin varlığını koruyan ve fertlerini birarada tutan en güçlü bağdır. Bunu zaafa uğratan veya kaybeden toplumların ayakta durması mümkün değildir. Geçmişi ve kültürü ne kadar eskiye dayanırsa dayansın, milli ve manevi bağlarının parçalanması, bir toplumda dejenerasyonun başgöstermesini, anarşinin hortlamasını, ardından da bölünmeyi ve yokolmayı kaçınılmaz hale getirir. Tarih; güçlenmiş, yükselmiş, zenginleşip büyümüş fakat milli şuurunu kaybetmesinden dolayı varlığını yitirmiş toplumların örnekleriyle doludur.
|
|
| |
 |
|
| |

|
MİKRODÜNYA MUCİZESİ
"Tek başımayım" dediğiniz bir anda bile aslında oldukça fazla sayıda canlı ile berabersiniz. Vücudunuzda sizinle birlikte yaşayan ve sizi sürekli olarak koruyan kimi zaman da hastalanmanıza neden olan bakteriler, oturduğunuz koltuktan halınıza, soluduğunuz havaya kadar her yere yayılmış durumdaki akarlar, mutfağınızda birkaç gündür dışarıda beklettiğiniz yiyeceklerde üremeye başlayan küf ve mantarlar… Bunların hepsi kendi yaşam şekilleri, beslenme sistemleri ve çeşitli özellikleri ile apayrı bir alem oluştururlar.
|
|
| |
 |
|
| |

|
MESİH MÜJDESİ
Hazreti İsa, Allah'ın üstün ilimlerle desteklediği değerli bir kuludur. Daha beşikteyken konuşmuş, dünyada kaldığı süre içerisinde çevresindeki insanlara büyük mucizeler göstermiştir. Diğer tüm peygamberlerden farklı olarak ölmeden Allah Katına alınmıştır ve Kuran'da tekrar dünyaya gönderileceği haber verilmektedir. Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne gelişi tüm insanlık için çok büyük bir nimet, Allah'tan bir lütuftur.
Hz. İsa geldiğinde masum, tertemiz ve nurlu yüzüyle, hikmetli, akıllı ve isabetli konuşmalarıyla hemen dikkati çekecek, dünya üzerindeki tüm insanlar hayatlarında ilk kez en yüksek insani vasıflara sahip mübarek bir peygamber göreceklerdir. Onun geçmiş hayatı gibi yeryüzüne ikinci kez gelişinden sonraki hayatı da Allah'ın izniyle mucizelerle dolu olacaktır. Hz. İsa'yı ikinci kez gelişinde tanımamızı sağlayan en önemli özelliklerden biri onun dünyada bir ailesinin, akrabasının, eskiden tanıdığı tek bir kişinin olmaması olacaktır. Onun fiziksel özelliklerini, simasını ya da ses tonunu bilen tek bir kişi çıkmayacaktır.
Bu kitabı okurken bir yandan Hz. İsa'nın Kuran ayetlerinde ve hadislerde aktarılan, mucizelerle dolu yaşamı hakkında bilgi sahibi olurken, bir yandan da çok özel bir zaman diliminde yaşadığınızı fark edeceksiniz. Unutulmaması gerekir ki, Hz. İsa'nın gelişi tüm dünyayı etkileyecek olağanüstülükler taşıyan, mucizevi ve metafizik bir olaydır. İşte bu nedenle tüm iman sahiplerinin bir an önce harekete geçmeleri ve birlik içinde Hz. İsa'yı en güzel şekilde karşılamak için ellerindeki tüm imkanları seferber etmeleri gerekmektedir. Heyecanla, aşkla, şevkle yapılacak olan bu büyük hazırlık fiili bir dua olacak, bu hazırlığı yapmayanlar ise Hz. İsa yeryüzüne döndüğü zaman hiç şüphesiz çok büyük bir pişmanlık yaşayacaklardır.
Tüm alametler bize göstermektedir ki: Hz. İsa'nın gelişi çok yakındır ve hazırlık yapmak için kaybedilecek zaman yoktur.
| |
| |
 |
|
| |

|
MEHDİ VE ALTINÇAĞ
Kur’an-i Kerim; hükmü kiyamete kadar sürecek olan herseyin bazen çok açik, bazen kapali, bazen mütesabih fakat eksiksiz bir sekilde yer aldigi Allah’in essiz kelamidir. Kur’an-i Kerim’in en büyük mucizelerinden birisi de her asra ve her asirda farkli kapasiteden her insana anlayabilecegi mesaji bulundurmasidir. Islam’in dünyaya hakim olmasi, peygamberimizin (s.a.v.) vefatindan sonra kiyamete kadar olacak hadiselerin en mühimidir. Mehdi ise, bu hakimiyetin basindan sonuna en önemli sahsiyetidir. Kur’an-i Kerim, yukarida söyledigimiz mucizesi itibariyle tabi ki bu konu ve kisi hakkinda pek çok isari manada ayet bulunduracaktir. Peygamber (s.a.v.) efendimiz Mehdiyet hadisesi ile Kur’an-i Kerim arasinda bizzat bir ilgi ve baglantinin kurulmasi için ayrica çesitli hadis-i serifler de bildirmislerdir.
|
|
| |
 |
|
| |

|
MATERYALİZMİN SONU
Örneğin bir biyolog, bir protein molekülünün yapısının çok karmaşık olduğunu gözleriyle görür. Bu karmaşıklığın içinde inanılmaz bir düzen olduğunu ve bu düzenin tesadüflerle kendi kendine oluşma ihtimalinin olmadığını gayet iyi bilir. Ama buna rağmen, canlılığın yapıtaşı olan proteinin, milyarlarca yıl önce ilkel dünya şartlarında rastlantılar sonucunda oluştuğunu iddia eder. Bu akılalmaz bir iddiadır. Bununla da kalmaz, bir değil, milyonlarca proteinin tesadüflerle oluşup, sonra inanılmaz bir plan ve düzen içinde biraraya gelerek ilk canlı hücreyi oluşturduklarını da çekinmeden bu iddiasına ekler. Hatta bu iddiasını gözü kapalı bir inatçılıkla da savunur. Bahsettiğimiz "evrimci" bir bilimadamıdır.
|
|
| |

|
MATERYALİZMİN ÇÖKÜŞÜ
Etrafınızda gördüğünüz tüm canlılar, içinde yaşadığınız dünya ve bu dünyayı barındıran evren nasıl var oldu? Tüm bunları var eden irade nedir?...
|
|
| |
 |
|
| |

|
MAKALELER 3
Bosna, 1990’lı yıllara dek çoğu insanın adını bile duymadığı bir ülkeydi. Çoğumuz bu ülkeyi ancak okullarda okutulan Osmanlı Tarihi derslerinden hatırlayabilirdik. Oysa 1992 yılının başından itibaren, Balkan yarımadasının ortasındaki bu ülke, hem dünya hem de Türkiye gündeminin en üst sıralarına yerleşti. Çünkü Bosna’da bir savaş, daha doğrusu, iyi silahlanmış saldırgan bir gücün, silahsız ve masum bir halkı yok edişi yaşanıyordu. Eski Yugoslavya’nın dağılması sonucunda, kendisini Yugoslav topraklarının gerçek sahibi sayan Sırp milliyetçiliği, Bosna’daki Müslüman halka karşı sistemli bir soykırım, kendi deyimiyle bir "etnik temizlik" başlatmıştı. Sırplar Müslümanları bir kaç haftada yok edeceklerini ya da topraklarından süreceklerini hesaplıyorlardı. Ama öyle olmadı. Başlangıçta hiçbir askeri gücü olmayan Müslümanlar, kısa sürede toparlandılar, Bosna-Hersek Ordusunu oluşturdular ve hiç kimsenin ummadığı bir direnç gösterdiler. Savaş, 1995 sonbaharına kadar sürdü. Bu savaş boyunca, tarihte eşine az rastlanır bir vahşet yaşandı. Sırplar tarafından öldürülen Bosnalı Müslüman sayısı 200 bini aştı. 2 milyon Müslüman evlerinden sürüldü. 50 bine yakın Müslüman kadına tecavüz edildi. Sırp toplama kamplarına alınan Müslümanlar inanılması zor işkenceler gördüler, on binlercesi sakat kaldı.
|
|
| |
 |
|
| |

|
MAKALELER 2
İçinde bulunduğumuz uçsuz bucaksız evrenin nasıl var olduğu, nereye doğru gittiği, içindeki düzen ve dengeyi sağlayan kanunların nasıl işledikleri her devirde insanların merak konusu olmuştur. Bilim adamları, düşünürler asırlardır bu konuyla ilgili sayısız araştırmalar yapmışlar, pek çok teoriler üretmişlerdir.
| |
| |

|
MAKALELER 1
Bilindiği gibi 20. yüzyıl boyunca Ortadoğu’da İsrail nedeniyle büyük bir karmaşa yaşandı. İsrail, çevresindeki Müslüman toplumlara karşı sayısız işgal, katliam ve zulüm gerçekleştirdi. Dahası başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerdeki Yahudi lobileri de hemen her zaman Müslümanların aleyhinde tavır gösterdiler. Tüm bunlar, Kuran’daki "Andolsun, insanlar içinde, mü’minlere en şiddetli düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri bulursun..." Maide Suresi, 82) ayetinin bir tecellisi hükmü
|
|
|
|